24 Kasım 2017 Cuma

Radikal, Umursamaz, Uyku - Misilleme Kurşunkalem



24 Kasım, Öğretmenler Günü. Tabii bununla ilgili de bazı kişilerin itirazı var, 24 Kasım'ı Kenan Evren belirledi, doğrusu 5 Ekim'de kutlamak diye. Hiç sorun değil, istediğiniz günde hatta saatte kutlayın. Yeter ki içi doğru dolsun.

Öğretmenler Gününde kendimi daha fazla öğrenci gibi hissediyorum, ham olup olgunlaşamamakla çocuk ruhlu olmanın ayrı şeyler olduğunun bilincinde olarak ve say bakalım nur bu mavi tik sana dedikten sonra ve yineliyorum, ben bugün de öğrenci hissediyorum, yaramazlık yapasım geliyor, bana sıra gelmiyor çünkü nasıl insanların ansızın ummadık yerde bir şeyler isteyen ya da yapması gereken çocuğu varsa benim de kalemim var. Evden çıkmaya hazırlanırken iş güç için, o diyor dur, yazım geldi, şimdi evden yazısını yapmadan çıkarsa da dışarıda burnumdan getirir bana hayatı.

Mecbur bekliyoruz. Mecbur, yazıyoruz.

Öğretmenler gününde bazı idealist öğretmenlerin okuması için ceketinizi satmaya gerek yoktur, gerek yoktur öyle babalıklara, link atmanız kafidir. Bu link kelimesinin de Türkçe karşılığını kendi bulmasa da kullanan birisi vardı, ben ilk ondan duymuş ona mal etmiştim ama sonrasında HDP konusunda gereğinden fazla esnek davrandığını gördüğüm anda ondan koşarak uzaklaşmış, aceleyle uzaklaşırken de o tabiri orada unutmuştum.

Resmi TDK'den ziyade sosyal medyada daha olması gereken TDK gibi davranan TDK sayfasını tercih ettiğimden, ama o sayfanın 
da gecenin ilerleyen saatlerinde bile Ferdi Tayfur paylaşıp "unutulduk" diye iletiler yazdığından bu konu için onları rahatsız etmeyi doğru bulmadım. Dedim herhalde şu an müsait değiller. Çünkü bir insan, sayfasından alenen "unutulduk" yazıyorsa ciddi bir sorunu olmalı. İnsan, o durumda halden anlamalı.

Düşünsene, birisine deli gibi aşıksın, aşık olduğun kişi(insan böyle durumlarda Erdoğan'ın Amberin Zaman'a davrandığı gibi davranmak isteyebilir ama bunun üstüme yaftalanan RTE'leşmekle bir alakası olduğunu sanmıyorum.) kelimelerden cümle yapıp başkasına "yazmış", cümleler sana kelime başına bıçak olarak dönmüş, sana sormadan kendi alanıymış gibi dağınık biçimde sırtına saplanmış. Öyle kıvamda gibi sanki TDK, nasıl ona soru soracaksın, onun acısı zaten onu bağlar ki gördüm bağlamış, ki burada bir kopukluk sananlar olsa da hava "soğuk" ama pencereler açılmış -demek ki insan epey daralmış- sanki birisi ona önce ol demiş sonra da cay'mış. Yan yana olmayan heceleri de birleştirip lego gibi farklı kelimeler ya da ad soy adlar yapabiliyorduk değil mi?

Mutfaktan gelen güzel koku kadar Senâsı oluyor insanın hayatta... Ve istemsiz ve rahatsız edici gelen sakarca sesler kadar Ali'si.

Ayarsız insanlara yollanmamış mektuplarım olabilir pek tabi, yollandığında dikkate alınmadığında cümle sarfiyatıdır bir yanıyla da yazılanlar.

Bu durumda hangisi daha değersiz? Yollananlar mı yollanıp dikkate alınmayanlar mı?

Neyin tribi bu şimdi?

Otomatik çalan müzik listende listenin Adamlar'dan Neşet Ertaş'a sapmasının.

Demek ki listenin de rakısı geldi.

Ki rakı içen milliyetçi ümmetçilikle arasına mesafe koymaya başlamış demektir, tabii dublesi de önemli, ne olacak bu ülkenin hali dedirten içecek, seni gericileştirecek değildi ya değil mi?

Ayarını bozdukları kantar tarafından tartılıp çıkan sonuçtan rahatsız olup hayal kırıklığına uğrayan, oysa o hayal kırıklığının sebebi bizzat kendi olan insanlar sadece edebiyat okumalı belki de. Ne bileyim sınavlara hazırlanmalı, insanlarla iletişim kurmamalı ya da tartıların ayarıyla oynamalı. Oynasa da oynadığının farkında olarak davranmalı, çok sinirlendim, evet.

Ki hiç de o niyette değildim. Mutfaktan gelen patates kokusuyla, herhangi bir yerden gelecek olan patates, kokusuyla mutlu olabilecek insanım ben, size soruyorum baba erenler, ben ne kadar kindar olabilirim?

Cevap vermek zorunda değilsiniz.

Neyse, insanlar bazen kendilerini saldırarak ifade ederler.

Araya yemek girdi, telefon girdi, enerjisi-tavrı güzel bir kardeşimin sesi girdi, onla bazı durum değerlendirmelerini yapmak, öfkemi uçuculaştırdı, bazı durumlar ona açıklandı, o da milli bir sır olarak dediklerimi aldı ve yeni sayfa açıldı (sayfa sesi efekti). Muhabbet yumuşadı, barışçıllaştı.

Ki oluşumların bir bilinen en az da iki bilinmeyen mottosu vardı. (Haksız mıyım Gökhan?)

Ve nasıl ki Murat Eren'in devam eden davalarından beraat etmemesinin sebebi halen devam eden iki davayla ilgili henüz tarih verilmemiş olmasıysa, yani sorun devam eden davaların devam etmemesi, davaların bitmemesinin sebebi davaların başlamamasıysa, bazı kargoların henüz adreslere ulaşmamış olmasının sebebi de önce imzalayıcının geç imzalaması sonra da henüz kargoya verilmemiş olmasıydı belki de. Araştırmacı kişiliklere dair daha hassas olmam gerektiğinin bilincinde olmasa bile bilincine olmaya çalışan birisi olarak bu yazıyı tamamlamak zorundayım, yoksa öğretmenin biri, gelmeyen kitaplarını okumak yerine beni yakarak aydınlanmaya çalışacak.(Ayrıca benim yüzümden PTT'nin zan altında kalmasını istemem.)

Ve dünyada, yazı yazarken rahatsız etmemek için kahvaltı çağrısını vatsaptan yapan, etrafımı da mutfaktan yolladığı kokularla sarıp beni etkisiz hale getiren Adana yöresi Pandasına Senâ denir. Kediler nasıl sevilmekten hoşlanıyorsa o da öyle sevilir. (Mutlaka deneyiniz.)

Bazen yazı yazmak için komutandan papara yemek de göze alınır. N'apalım... Vatan sağ olsun...

Ve şimdi,
koşarak,
sırtımda çanta,
evden çıkmam gerekir,
-Ezgi merhaba!

MİSİLLEME KURŞUNKALEM
24 KASIM 2017 1529
Ankara.




1 yorum: